hd film izle film izle demirdöküm demirdöküm servis bosch servis vaillant servis eca servis ariston servis
 

BEDESTEN

Bedestenler, Kervansaraylar, Hanlar, Çarşılar, Köprüler, Ticarî ve Sosyal Yapılar, Ticaret Tarihi...

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

DİYARBAKIR - HASAN PAŞA HANI

E-mail Print PDF

Hasan Paşa Hanı, Diyarbakır Ulu Camisi'nin doğu girişinin karşısında, Gazi Caddesi’nin üzerindedir. Hanın iki kitabesinden öğrenildiğine göre, Diyarbakır’ın Osmanlılar tarafından alınmasından sonra üçüncü vali olan, Sokollu Mehmet Paşa’nın oğlu Vezirzade Hasan Paşa tarafından 1572-1575 yılları arasında yaptırılmıştır. Basık kemerli bir kapıdan beşik tonozlu bir kısma, buradan da hanın avlusuna çıkılmaktadır. Avlunun ortasında altı sütunlu, bezemesiz bir şadırvan bulunmaktadır.

Diyarbakır - Hasa Paşa Hanı

1612 yılında Diyarbakır’a gelen ve şehri gezen Polonyalı Simeon, seyahatnamesinde han için şunları yazmaktadır:

Şehre geldikten sonra Hasan Paşa Hanı'na indim. Muazzam kargir bir bina olan hanın 500 beygiri barındırabilen yer altında iki büyük ahırı, çok güzel bir havuzu, üç kat üzerinde bir çok kargir odaları vardır.”

Evliya Çelebi de bu yapıdan söz etmiş, “Kale misali Hasan Paşa Hanı gayet metin ve müstahkemdir” demiştir.

Diyarbakır - Hasan Paşa Hanı avlusu

Restorasyonda Muğla’dan getirtilen çeşitli malzemelerin (sönmemiş kireç, hayvan kılı,öğütülmüş taş tozu vb.) karışımından özenle hazırladıkları Horasan Harcı da denilen bir harç kullanılmış. Bu harç hem yapının orijinal dokusuna uygunluğu hem de binlerce yılı bulan ömrü ile sağlamlığından dolayı tercih edilmiş. Yapının kimi bölümleri silme de denilen bir zımparalama işlemine tabi tutulmuş.

Handa günümüzde telkari işi süs eşyasından antikaya kadar çeşitli eşya satan dükkanların yanı sıra lokanta ve kafelerle bir kitabevi de mevcuttur. Hemen her yaştan insanın uğradığı han Diyarbakır'ın tarihi ve turistik yapıları arasında yer almaktadır.

 

ADAKALE

E-mail Print PDF

 
Adakale, Tuna Nehri üzerinde yer alan ve bu nehrin üzerinde kurulan barajın suları altında kalan tarihi bir adadır. Zamanında diğer isimleri "Caroline-Adası" ve "Yeni-Orschowa" olmuştur.  

Adakale

Tuna Nehri'ndeki trafik ve ticareti kontrol eden ada, 1691 yılından Osmanlı Devleti tarafından fethedilmiş, 1878 Berlin Antlaşmasında kime teslim edileceginin yazımı unutulduğundan 1923 yılındaki Lozan Anlaşması ile Romanya'ya teslim edilene kadar bir Türk adası olarak kalmıştır. 1960'lı yılların sonlarına kadar 1000 kadar Türk'ün yaşadığı 160.000 m² yüzölçümündeki Adakale, Osmanlı mimarisinin özelliklerini yansıtan bir yerleşim birimiydi. Üzerinde bir cami, bir Vauban stilinde inşa edilmiş bir kale, küçük bir Ortodoks kilisesi, pazar yeri ve birkaç kahvehane bulunmaktaydı. Adada yaşayan Türkler tütün ekimi, kayıkçılık ve ticaretten geçimlerini sağlarlardı. Ada baraj suları altında kaldıktan sonra adalıların büyük bölümü Türkiye'ye göç etmiştir.

Read more...
 

BURSA - SEYYİD USÛL DERGÂHI

E-mail Print PDF

 

Tarih içinde dergâhlar topluma; eğitim, sosyal, iktisat, güzel sanatlar, yiyecek ve barınma... vb. konularda hizmet sunmuşlardır.

Bursa'da XV. yüzyılda, Emir Sultan, Seyyid Nâsır, Seyyid Nimetullah, Ali Dede ve Baba Zâkir gibi dervişlerle beraber Buhara'dan gelen Seyyid Usûl tarafından kurulan SEYYİD USÛL DERGÂHI (KÜLLİYESİ) tamirlerle günümüze kadar kısmen ayakta kalan ender yapılardan birisidir. Külliyenin kurucusu Seyyid Usûl'dur. 

Seyyid Usûl'un hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Bursa hakkında bilgi veren kaynakların tamamında şu bilgiler vardır: Buharalı olduğu, Emir Sultan ve diğer dervişlerle beraber, Buhara'dan hacca gittiği ve hac dönüşü, birlikte Anadolu'ya geldiği, şu andaki dergâhını kurarak halkı irşad ettiği, vefat ettiğinde de (894/1489) dergâhın haziresine defn edildiğidir.

Kurmuş olduğu külliye vefatından sonra da hizmete devam etmiş, 7 Rebiülevvel 956 (5 Nisan 1549) tarihli bir kayıtta dergâhta şeyh olan Seyyid Mustafa'nın vefat ettiği, yerine ise Seyyid Mustafa adında başka birisinin göreve getirildiği ifade edilmektedir.

Zamanla harap olan külliye, Peri Peyker Cafer Çelebi tarafından, yan tarafına yaklaşık 1555 yılında yapılan medrese binası ilave edilmiş ve bir müddet, medrese binası olarak hizmet vermiştir. Bazı kaynaklarda dergâh binasının medreseye dönüştürüldüğü de yazılmaktadır. Bu tarihten itibaren medrese, görev yapan kimi müderrisler, diğer görevliler hakkında bilgi bulunmaktadır.  

1216/1801 tarihinde Bursa'da büyük bir yangın çıkmış ve yangında Bursa'nın birçok yapılarıyla birlikte medrese olarak kullanılan Seyyid Usûl Dergâhı da yanmıştır.
Şeyh Ahmed Efendi, H.1255 yılı Muharrem ayına kadar dergâhta görev yapmış ve adı geçen tarihte (Şubat 1810) vefat ederek, dergâhın haziresinedefnedilmiştir.
Dergâh, bundan sonra da bir müddet boş kalmış, hatta harap olmuştur. 1251/1836 tarihinde, Eski Maliye Nâzırı Abdurrahman Nâfiz Paşa'nın tavassutuyla Şeyh Mehmed Emin Zuhûrî Efendi, dergâhın boş kalan arsasının üzerine bir tevhidhane ile birkaç odadan oluşan dergâhı yeniden yaptırmıştır. 

Read more...
 

Yenice-i Vardar'lı Evrenos Hanedanı: Notlar ve Belgeler

E-mail Print PDF


Yenice-i Vardar'lı Evrenos Hanedanı: Notlar ve BelgelerİSTANBUL - Amerikalı Profesör Heath Lowry, Ucbeyi Gazi Evrenos’un Yunanistan’ın fethini anlattığı “Osmanlı Döneminde Balkanların Şekillenmesi” adlı kitabının ardından Evrenos’un torunlarıyla tanıştı. Emekli kaptan G. Ersin Evrenos, Avukat Özer Evrenosoğlu, Atilla Evrenosoğlu, Aynur Onbaşıoğlu (kızlık soyadı: Evrenosoğlu) yazarla irtibata geçip ellerinde bulunan ve daha önce hiç bilinmeyen bir aile seceresi (soykütüğü) ile fotoğraf ve belgelerden oluşan çeşitli belgeleri yazarla paylaştılar. Prof. Lowry bu yeni belge ve bilgilerin ışığında bir kitap daha yazdı: “Yenice Vardarlı Evrenos Hanedanı” adlı son çalışmasında, Kuzey Yunanistan’da 600 yıl boyunca hükümran olmuş bir hanedanın tarihine yeni bir pencere açıyor.

Balkanlar’daki Osmanlı varlığının oluşturulmasında anahtar rol oynayan Gazi Evrenos ilk ve başta gelen Uçbeyleri’ndendi. Meriç nehri kıyılarından Adriyatik sahillerine kadar gerçekleşen fetihlerin hemen hemen tamamının baş komutanı Gazi Evrenos’tu. Evliya çelebi onun için “760 şehri, kaleyi ve kasabayı fethetti” diye yazmıştır. Evrenos’un sahip olduğu gücü anlamak için, 1376 yılında Şehzade Bayezid’in Germiyan Beyleri’nden Şah Süleyman’ın kızıyla evlendiği düğün hakında Âşıkpaşazade’nin yazdıklarına bakmak yeterli olacaktır: “...sonra Evrenos Gazi’nin hediyeleri sunuldu. İlk önce yüz erkek köle ve kadın köle geldi. Erkek kölelerden onu altın florinle dolu gümüş tepsi ve on köle de mücevher dolu altın tepsi, seksen köle ise gümüş maşrapa ve ibrik taşıyordu. Kölelerden hiçbirinin eli boş değildi. Konuk elçiler bunu gördüğünde Evrenos Gazi’nin hediyelerine şaşakaldılar ve şöyle düşündüler, ‘eğer bu yöneticinin adamlarından sadece biri böyleyse’ ve ardından parmaklarını ısırdılar.”

Read more...
 

AFYONKARAHİSAR MEVLEVİHANESİ

E-mail Print PDF

Afyonkarahisar Mevlevîhânesi

Afyonkarahisar Mevlevîhânesi 

Afyonkarahisar Mevlevîhânesi’nin ilk olarak kimin tarafından yaptırıldığı tartışmalıdır. Ancak bilinen ilk vakfiyesi, Germiyan Beyi I. Yakup Çelebi’nin 716/1316 yılında tanzim ettirdiği belgedir. Mevlevîhâne’nin ilk yapılışına dair kesin bir belge bulunmamakla birlikte, vakfiyenin düzenlendiği tarihten önce, yani 1300’lü yılların başlarında yapılmış olmalıdır. İlk önce zaviye olarak yapılan Mevlevîhâne, daha sonraları muhtelif tarihlerde ilavelerle genişletilmiştir. Mevlevîhâne’ye XVI. yüzyılın başlarında, Ahmet Paşa Camii de denildiğine dair kayıtlar mevcuttur.

Afyonkarahisar’da çıkan yangınlardan Mevlevîhâne de etkilenerek bir kaç kez yanmıştır. Bu yangınlar sonucunda yapılan tamir veya genişletme çalışmaları sırasında Mevlevîhâne değişikliklere uğramıştır. Arşiv kayıtlarına göre, 1260/1844 yılında Sultan Semâî-i Dîvânî Hazretleri'nin hankâhında, çok geniş tamir ve tadilata ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır. Bu sırada beş adet derviş odası, matbah, şeyh efendilere ait oda ile Sultan Dîvânî’nin türbesinin tamire muhtaç ve toprak damının yıkılmak üzere olduğu belirtilmektedir. Aynı zamanda hankah ile semahanenin dar gelmeye başlaması, Mevlevî ayinlerinin icrasında sıkıntı veriyordu. Bunun için hankahın biraz daha genişletilmesi ve derviş odalarının dokuza çıkarılması ön görülmüştür. Ayrıca, avluda da bir adet şadırvan yapılması planlanmıştır.

Mevleviler

Diğer taraftan daha önce minberi ve minaresi bulunmayan Mevlevîhâne’nin tekye ve cami olarak kullanılabilmesi için, tuğladan bir minare ile bir minberin yapılması iradesi çıkmış olmasına rağmen, ödenek gelmediğinden yapılamamıştır. Tamir ve tadilatın tamamlanması için yapılan keşif sonucunda 101.815 kuruşa ihtiyaç olduğu belirtilmiştir. Ancak, Mevlevîhâne Evkâfı’nın geliri, hankahta bulunan fukara ve dervişlerin yiyecek masraflarına harcandığından tamire vakfın geliri yetmemektedir. Bu sebeple hankahın tamir ve tadilat masrafı İstanbul Laleli Vakfı’ndan karşılanmıştır. Hankâhın tamir edilmesiyle ilgili olarak, şair Ziver Paşa

Bu tarihim sezâ tahsîn ederse evliya
Ziver-Bu vâlâ-ı hankâh kutb-ı devrân eyledi ihyâ”

(1260/1844) beytiyle tarih düşürmüştür.

Read more...
 

Meksika'da "Osmanlı Saat Kulesi"

E-mail Print PDF


M
exico City kentinin en işlek caddelerinden birinde, gövdesi İznik çinileriyle kaplı zarif bir saat kulesi yükseliyor. Bu anıtın üzerinde yer alan plaket ise Türk toplumu olarak "özgüven duygusu" açısından nereden nereye geldiğimizin acıklı bir kanıtını oluşturuyor.

Meksika'da Osmanlı Saat Kulesi

Onu ilk gördüğümde gözlerime inanamadım. Türkiye'den bu denli uzaklarda, şimdilerde ülkemizin haritadaki yerinin bile doğru düzgün bilinmediği bir diyarda, bize dair, bizden izler taşıyan bir anıt. Daha doğrusu bir "kent mobilyası". Üstelik de geçen onca zamana inatla direnircesine hâlâ ilk günkü gibi tıkır tıkır çalışıyor. Sözünü ettiğim obje, Meksika'nın başkenti Mexico City'de, kentin en işlek bölgelerinden Bolivar Caddesi'nde bulunan bir saat. Bundan birkaç yıl önce, bir belgesel film çekimi için gittiğim Meksika'da gördüm onu. Ve sınırlı zamanım içinde de heyecan içinde birkaç kare fotoğrafını çekmeyi başardım.  

Meksika'da Osmanlı Saat KulesiBu ilginç anıtı bana elçilikten üst düzey bir yetkilinin değil, elçilik rezidansının Türk aşçısının göstermesi olayı daha da şaşırtıcı kılıyordu. Bizi kentte gezdiren Bolulu aşçı Hüseyin laf arasında -sanki çok sıradan birşeyden söz ediyormuş gibi- şu cümleleri mırıldandı: "Ağabey, biraz ilerde Osmanlılar'ın gönderdiği bir saat kulesi var. Eğer ilgini çekerse ona da bir bakarız!" İlgimi çekmek mi? Yalnızca saniyeler içinde "ilgi"den adeta patlama noktasına gelmiştim bile. Hüseyin'in sözünü ettiği kavşağa doğru ilerledik. İşte tam karşımızda duruyordu. Dedelerimizden asırlık bir yadigar, Osmanlı insanından Aztekler'in torunlarına sıcacık bir selam...

 Saat sanki selam verdi

Vakit tam da saat başıydı. O sırada içindeki gong sistemi bize selam verircesine çalmaya başladı. Çevresinde defalarca dönüp durdum. Kadranındaki rakamlar Arapçaydı. Zamanı birebir doğru göstermesinden saat bölümünde herhangi bir arızanın olmadığı anlaşılıyordu. Ön yüzüne gömülmüş olan plakette ise şu cümleyi okudum: "La Colona Otomana a Mexico. Septembre de 1910." (Osmanlı Devleti'nden Meksika'ya. Eylül 1910)

Meksika'da Osmanlı Saat Kulesi - Künye

Padişahın mazlumlara jesti

Yıl 1909. Osmanlı Devleti'nin en bunalımlı dönemi. Hem Balkanlar hem de Anadolu için için kaynıyor. Babıali, 31 Mart ayaklanmasının yol açtığı derin siyasal çalkantıları henüz üzerinden atamamış. 30 yıl süren II. Abdülhamid Han iktidarından sonra payitahtta biraderi Mehmet Reşad var. Yeni Sultan 27 Nisan günü göreve başlar başlamaz Doğu Anadolu ve Arnavutluk'ta birbiri peşisıra patlayan ayaklanmalar kendisine acı bir biçimde "hoşgeldin" diyor. Ülke ekonomisi de berbat durumda.

Ancak bu devletin adı "Osmanlı" ve Osmanlı olmak da öyle kolay bir iş değil. Şartlarınız ne kadar çetin ceviz olursa olsun, altı yüz küsur yıllık onurlu bir geleneği ne yapıp edip yaşatmak gerekiyor. Osmanlı devletinin yazılı olmayan anayasasının yine yazılı olmayan bir kuralına göre, dünyanın her yerindeki mazlumları, dinleri ve milliyetleri ne olursa olsun kardeş olarak kabul etmek ve onlara göz kulak olmakla yükümlüsünüz. Tıpkı Kanuni'nin François'ten gelen o çaresizlik dolu mektuba "Sakın korkma, geliyorum" cevabını verip, ardından da bütün Avrupa'yı ayağa kaldırması gibi...

İşte, Mehmed Reşad da tam o günlerde Meksika'ya karşı bu geleneksel sorumlulukla hareket ediyor. İstanbul'dan binlerce kilometre uzaktaki Aztekler'in yurdu, yakın zamanda çalkantılı bir devrime sahne olmuş ve ülke dökülen onca kanın ardından kısmen de olsa istikrarlı bir siyasal düzene geçmiştir. Emiliano Zapata ve Pancho Villa adlı iki halk kahramanının namlarının da yavaş yavaş yayıldığı bu dönemde, Sultan Reşad Meksika'ya bir selam göndermek gerektiğini düşünür. Ardından da saraya bağlı mühendis grubuna "Meksika halkı ile Osmanlı halkının dostluğunu simgeleyecek kalıcı bir armağan hazırlamaları" yönünde talimat verir. Mühendisler de bu emir üzerine, birkaç aylık bir çalışmanın ardından, çağdaş Osmanlı mimarisinin esintilerini taşıyan, Arapça kadranlı ve dış yüzeyi İznik çinileriyle kaplı bir kent saati imal ederler.

Meksika'da Osmanlı Saat Kulesi - Kadran

Saatin onu yapan uzmanlar tarafından monte edilmesi gerektiğinden, anıt denizaşırı bir gemiye yüklenir, yanına iki mühendis verilir. Ardından da gemi Sultan'ın Meksika'nın o dönemdeki Devlet Başkanı Porfirio Diaz'a selamlarını ve dostluk duygularını dile getirdiği diplomatik bir mektupla birlikte Meksika Körfezi'ne doğru yola çıkar.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Mexico City'de bir büyükelçiliği var. Çok sayıda devlete ev sahipliği yapan bu kıtanın her başkentinde ayrı ayrı elçilikler açmak gücümüzü çok aştığından, bu elçilik Şili'ye kadar uzanan geniş bir havzada tüm bir Latin Amerika misyonumuzu temsil ediyor. Dolayısıyla Peru, Kolombiya, Haiti, Venezüela, Panama ve Honduras gibi bölge ülkelerine de hep bu merkez bakmakta.
 

Canımızı sıkan olay

Sağolsunlar, gittiğimizde yakın ilgi gösterip ellerinden gelen her türlü yardımı sergilediler. Ancak ne yalan söyleyeyim, saatin onarımı konusundaki ilgisizlikleri o zaman canımı biraz sıkmıştı doğrusu. Ayrılırken diplomatik görevilerimize ısrarla saatin durumunu hatırlatıp, onları Ankara'dan onarım için personel ve tahsisat istemeleri için kendi çapımda kışkırttım. Çünkü, insanlar gelip geçici, bu tür kültürel simgeler ise kalıcı. 20'nci yüzyılın başlarında Mexico City'ye getirilmiş olan bu anıt, o zamandan beri Türkiye'nin ve Türk insanının tanıtımını yapıyor.

Orada biraz yaygara yaptım ama, sonradan da dönüş yolunda başka bir şey takıldı aklıma. Türkiye Cumhuriyeti'nin günümüzde dünya sathına yayılmış olan elçiliklerinin önemli bir bölümünde antetli kağıt ya da zarf temini bile bazen sorun oluştururken, kendimizi bir an hâlâ imparatorluk günlerinde sanıp Mexico City'deki ekipten çok mu şey istemiştim acaba?

'Anıtı Türkler tamir etmeli'

Bolivar Caddesi'nin tam kavşak noktasında Meksikalılar'a 92 yıldır zamanı gösteren Osmanlı saatinin mekanizması tıkır tıkır işliyor. Ancak, aynı şeyi anıtı kaplayan İznik çinileri için söyleyebilmek mümkün değil. Çiniler, bir asıra yakın sürede oldukça zarar görmüş. Anıtın hemen ardında bulunan modern işhanına giriyorum. Burası bir sigorta şirketinin merkezi. Güvenlik bölümünde ayaküstü sohbet etme olanağı bulduğum birkaç Meksikalı yetkili, bu anıtın "gayrıresmi hamisi" olduklarını belirtiyorlar. Dediklerine göre çinili kısımlarda gözlenen tahribat iç savaş yıllarındaki sokak çatışmaları sırasında oluşmuş. "Bu anıt, Bolivar Caddesi'nin sembolüdür" diyor içlerinden biri, "İnsanlar burada buluşacakları zaman birbirlerine 'Türk saatinin yanında bekle' derler. Çini tamirinden hiç anlamıyoruz. Bu işi, Türk yetkililerinin gönderecekleri bir uzmanın yapmasını istiyoruz. Eğer saatin cephesi onarılırsa biz onu bir yüz yıl daha koruruz."

Meksika'da Osmanlı Saat Kulesi - Çinileri

 

 

Malatya'da Kültürel Mirası Koruma Çalışmaları

E-mail Print PDF


Yukarı Fırat Havzası’nın kültür ve tarih kenti Malatya’da, kentin kültürel mirasının korunarak yaşamaya devam etmesi için kent merkezi ve ilçeler kolları sıvadı. 

Uzun yıllardır, gerek kadrolarda süreklilik gerekse koordinasyon sağlanamadığı için koruma hareketinde istediği boyuta gelemeyen Malatya, son birkaç yıldır daha kararlı adımlar atmaya başladı. ÇEKÜL Vakfı'nın proje desteğiyle kent merkezindeki Beşkonaklar ve İstanbulluoğlu konaklarının restorasyonları tamamlandı ve yeniden işlevlendirildi. Mimarlar Odası Şubesi'nin ve Etnografya Müzesi'nin olduğu Beşkonaklar'da, ÇEKÜL Vakfı Malatya temsilcisi Bekir Sözen'in girişimleriyle, ÇEKÜL gönüllülerinin buluşma noktası olacak bir de ofis hizmete girdi. Uzun yılların ardından kentte başlayan bu hareketlilik, özellikle Battalgazi'de yapılan çalışmalarla birlikte artmaya başladı.
 
Malatya'da restorasyon-koruma
 
16-17 Eylül tarihlerinde, Malatya Valisi Doç. Dr. Ulvi Saran'ın ev sahipliğinde, ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen'in başkanlığında, Malatya merkez ile Battalgazi, Yeşilyurt, Darende, Arapgir ilçeleri ve Yeşilyurt'a bağlı Gündüzbey Beldesi'nde başlatılan çalışmalara destek olmak için bir dizi toplantı ve inceleme gezisi yapıldı. Malatya'nın önemli arkeolojik alanı Arslantepe'deki kazılarda son bir yıl içinde bulunan eserler incelendi.
 
Malatya'da restorasyon-koruma
 
Battalgazi Kaymakamı Abdulmuttalip Aksoy, Darende Kaymakamı Mehmet Aktaş, Arapgir Kaymakamı Ercan Turan, Kale Kaymakamı Ender Faruk Uzunoğlu, Yeşilyurt Kaymakamı İlhan Abay, Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, İl Özel İdaresi yetkilileri, Vakıflar Bölge Müdürü, ÇEKÜL Vakfı Malatya Bölge Koordinatörü Bekir Sözen ve ÇEKÜL Vakfı Genel Sekreter Vekili Ece Müftüoğlu Narcy, koordinasyon ve planlama toplantısı için Valilik makamında bir araya geldi. 
 
Vali Saran ve Metin Sözen'in önderliğinde yapılan toplantıda, her yerleşme biriminde bir sokağın ele alınarak kentin geleneksel dokusuna uygun olarak iyileştirilmesi kararı verildi. Yeşilyurt, Gündüzbey ve Balaban'da sokak iyileştirme çalışmalarının başlama aşamasına geldiği bilgisi paylaşıldı. ‘Gaziantep Kültür Yolu' projesiyle örnek bir uygulama gerçekleştiren, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve ÇEKÜL Vakfı teknik destek ekiplerinin, deneyimlerini paylaşarak, Malatya'da hız kazanan koruma sürecine destek vermeleri toplantıda kararı verilen konular arasındaydı. ÇEKÜL Vakfı Malatya temsilcisi Bekir Sözen ve vakfın İstanbul merkezi kolaylaştırıcı rolüyle Malatya'da yürütülecek çalışmalara destek verecek. Toplantının ardından kentte bir inceleme gezisi yapıldı; çalışma yapılacak sokaklarda tespitlerde bulunuldu.
 
Malatya'da restorasyon-koruma
 
Kervansaray Buluşması…
   
Eski Malatya olarak bilinen Battalgazi'de yapılan Uluslararası Kervansaray Buluşması'nda Prof. Dr. Metin Sözen de bir konuşma yaptı. Konuşmasında, kentte istikrarlı bir yükselişin başladığını, bunun öncülüğünü de Battalgazi Belediyesi, Kaymakamlığı ve İnönü Üniversitesi'nin yaptığını vurguladı. Bu yıl üçüncüsü düzenlenen buluşmalar, Malatya'nın en önemli ve bir zamanlar yıkık durumda olan Silahtar Mustafapaşa Kervansarayı'nda yapıldı. Harabe yapı, ÇEKÜL Vakfı'nın da yıllardır verdiği mücadelenin sonucu olarak, Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yeniden ayağa kaldırılmıştı. Şimdi ise uluslararası sanatçıların katıldığı ve sergilerin yapıldığı bir buluşma noktası oldu.
 
Malatya Beşkonaklar
Read more...
 

BALKANLAR'DA OSMANLI İZLERİ SİLİNİYOR

E-mail Print PDF


AMERİKALI TARİHÇİ PROF. DR. HEATH LOWRY: "BALKANLAR'DA OSMANLI İZLERİ SİLİNİYOR ANCAK İSTANBUL'DA BİZANS İZLERİ KORUNUYOR"

Prof. Dr. Heath LowryAmerika Birleşik Devletleri'nin Princeton Üniversitesi'nde Osmanlı ve modern Türk tarihi araştırmalarıyla bilinen ünlü tarihçi Prof. Dr. Heath Lowry, Osmanlı'nın "kalıcıyız" mesajını vermek için Balkanlar'da yüzlerce köprü, han, cami, kervansaray yaptırdığını, günümüzde bu eserlerin milliyetçi akımlar sebebiyle yok edildiğini fakat İstanbul'da Türklerin Bizans eserlerini 550 yıldır muhafaza ettiğini söyledi.

 Uludağ Üniversitesi'nde "Balkanlar'daki ilk Osmanlı faaliyetleri" konulu Türkçe bir konferans veren Prof. Dr. Lowry, son yıllarda Balkan ülkelerinde yaptığı araştırmalarda elde ettiği belgeleri anlattı. Daha önce birçok defa araştırma yapmak üzere Bursa'ya geldiğini ve artık kendini Bursalı gibi hissettiğini belirten Prof. Dr. Lowry, Osmanlı'nın Anadolu'nun dörtte üçüne hakim olmadan Balkanlar'da zaten imparatorluk kurduğuna dikkat çekti. Bu durumu Osmanlı tarihi açısından çok önemli gördüğünü belirtenLowry, "Devletin temellerinin en önemli unsur olduğuna dikkat etmek lazım. Çünkü eğer benim ileri sürmeye çalıştığım tez doğruysa, yani bu devletin temellerine de bakmak lazımsa o zaman bu temelleri Balkanlar'da bulacağız. Osmanlılar 1326'da Bursa'yı alarak başladılar ama hemen sonra Balkanlar'a yayıldılar. Ben de bundan yola çıkarak Meriç'ten Adriyatik Denizi'ne kadar araştırmaya karar verdim. 5 senede 12 kez Batı Trakya ve Doğu Makedonya'ya gittim. Gördüm ki, 1288'de Balıkesir'de doğan ve Vardar Yenice'de ölen Gazi Evrenos her yere kervansaray yaptırmış ve damgasını vurmuş. Şimdi ayakta kalan yapılardan ve onun aile şeceresinden bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz. Bugün Bursa'da bile 17-18. kuşaktan Evrenosoğulları yaşıyor. Onların dedeleri de mübadele sırasında aileye ait bazı belgeleri ve eşyaları Topkapı Sarayı Müzesi'ne teslim etmiş. Şimdi ben bunları da araştıracağım" diye konuştu.Osmanlıların gittikleri her yere han, kervansaray, cami gibi halka hizmet amaçlı tesisler yaparak, "Biz buraya geçici olarak gelmedik, kalıcıyız" şeklinde mesaj verdiğini savunan Prof. Dr. Lowry, ne yazık ki o dönemden sonra Balkanlar'da çeşitli milliyetçilik akımları nedeniyle Osmanlı'nın bıraktığı izlerin birçok yerlerde silindiğini kaydetti. Lowry, "Bu da enteresan bir konu. Şimdi Türkiye'ye, İstanbul'a gelen turistler, Bizans eserlerini görüyorlar, oysa İstanbul 550 yıldan beri Türklerin elinde,Türk şehri, ama bunların hepsini korumuşlar. Camiye çevirerek cami olarak korumuş ama korumuş. Kariye Camii, bir Ayasofya var mesela. Maalesef Balkanlar'da bazı yerlerde böyle şey görmüyoruz. Osmanlıların Balkanlar'da kurduğu şehirleri tespit etmekte bile güçlük çekiyoruz çünkü gerçekten fiziki kalıntıları dahi kalmamış." dedi. 1983-1993 yılları arasında Washington'da Türk Etütleri Enstitüsü'nü de kuran Prof. Dr. Heath Lowry'nin, "Trabzon Şehrinin İslamlaşması ve Türkleşmesi", "15. Yüzyılda Osmanlı Gerçekleri: Ege'de Limni Adası'ndaki Hristiyan Köylülerin Hayatı", "Erken Dönem Osmanlı Devleti'nin Yapısı", "Seyyahların Gözü ile Bursa" adlı kitapları bulunuyor. Konferansın ardından UÜ Rektörü Mete Cengiz, Lowry'ye teşekkür ederek İznik Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin geleneksel desenlerle süslediği bir çini tabak armağan etti.

Read more...
 

ANKARA - MAHMUT PAŞA BEDESTENİ (Anadolu Medeniyetleri Müzesi)

E-mail Print PDF


Hisar Kapısı
na çıkan yokuşun başında bulunan, Türkiye’nin en önemli arkeoloji müzelerinden birisi ve dünyanın sayılı koleksiyonlarından birine sahip Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Hisar semtinde, Kaleiçi yakınında ve Gözcü Sokak üzerinde yer alır. Müze binası, Osmanlı sultanı Fatih Sultan Mehmed’in (1451-81) sadrazamı Mahmut Paşa tarafından 1459-71 yılları arasında yaptırıldığı sanılan Mahmut Paşa Bedesteni ve Mehmet Paşa Hanı’nı (Kurşunlu Han) kapsar. Mahmut Paşa Bedesteni asıl müze kısmını oluştururken, Mehmet Paşa Hanı’nda müze uzmanlarına ait ofis odaları, konferans salonu, kütüphane, fotoğraf, restorasyon-konservasyon laboratuarları ve iş atölyeleri bulunur.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Bedesten ve han uzun süre aynı işlevle kullanılmış, 1881 yılındaki yangında tahrip olunca terkedilmiştir. Farsça’daki bezzazistan sözcüğünden hareketle, değerli malların satışı için ticaretin yoğun olduğu yerlerde veya ana yollar üzerinde inşa edilen bedestenlerin en büyük boyutlu ve seçkin örneklerinden biri olan yapı, arasta bedestenler grubu içinde incelenir. Arasta, bir sokağın iki yanına karşılıklı yerleştirilen dükkânlardan oluşan düzenlemeye verilen addır ve bu uygulama Mahmut Paşa Bedesteni’nde dört cephede de karşımıza çıkar. 19. yüzyılda Ankara’yı ziyaret eden Fransız seyyahı Charles Texier, bedestenin çevresini kapalı çarşıya benzetir.Eğimli bir arazi üzerinde kuzey-güney yönünde dikdörtgen biçimli yapı, kare payelere sivri kemerlerin çift yönlü atılımıyla oluşturulmuş iki sıra halinde kubbe örtülü on bölümden oluşur. Her cephenin ortasında bir kapıyla girilen yapıda aydınlatma, üst seviyelere açılmış pencerelerle sağlanmıştır. İçinde sandık usulü ipek ve kumaş gibi malların satışı söz konusu olduğundan yapı korunaklı olarak inşa edilmiştir. Özellikle ayaklanma ve savaş zamanlarında şehrin bir tür bankası işlevini üstlenmesi de bunda etkili olmuştur. Çevresindeki arastada 16. yüzyılda her tür malın satıldığı 102 dükkânın bulunduğu belgelerden anlaşılırken, bu dükkânlardan yalnız birkaçı günümüze ulaşabilmiştir. Dükkânların üzerleri özgününde beşik tonoz örtülüyken, restorasyonla örtü sistemi değiştirilmiş ve yenilenmiştir. Moloz ve kesme taşlarla örülü yapının, alt katı depo olarak kullanıldığı için kapalı iken, son yıllarda yapılan restorasyonla sergiye açık hale getirilmiştir.

Read more...
 

BURSA - Çarşı ve Hanlar Bölgesi Esnafı Platform Kurup Sorunlarına Eğildi

E-mail Print PDF


Çarşı ve Hanlar Bölgesi Esnafı PlatformuBursa
'nın 700 yıllık hanlarının yer aldığı Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi, şehrin merkezi yerlerinde açılan AVM'lere karşı ayakta kalabilmek için yeniden yapılanma sürecine giriyor. Bu amaçla bir platform kurarak bir araya gelen 30'a yakın çarşı yöneticisi, başta çarşı ekonomisinin canlandırılması olmak üzere, tarihi ve kültürel yapının korunması, esnafın eğitilmesi gibi konularda çalışmalara başladı.

Tarihi Emir Han'da basın toplantısı düzenleyen platform üyeleri, yapılacak çalışmalar hakkında bilgi verdi. Bursa Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi Platformu Başkanı Doğan Alakoç, bölgenin tarihi yapısı ve kültürel zenginlikleri ile bir cazibe merkezi olduğuna dikkat çekti. Yanlış kullanım, cehalet ve biriken sorunlar karşısındaki duyarsızlık nedeniyle, bölgenin eski işlerliğini kaybettiğini hatırlatan Alakoç, sorunların ortadan kaldırılması için güç birliğinin şart olduğuna kanaat getirdiklerini ve bu amaçla 30'a yakın çarşı yöneticisi olarak harekete geçtiklerini kaydetti. Çarşıda, ekonominin canlandırılması ve tarihi dokunun korunarak ortaya çıkartılması konularının öncelikle hedef olduğunu vurgulayan Alakoç, tabelaların, çarşı giriş çıkışlarının, işaret levhalarının, çevre düzenlemelerinin yapılmasının yanı sıra, tuvaletler, otopark ve esnafın eğitilmesi konularının çözüme kavuşturulacağını ifade etti.

Read more...
 

MISIR ÇARŞISI

E-mail Print PDF

Mısır Çarşısı

Mısır Çarşısı, Eminönü'nde Yeni Camii'nin arkasında ve Çiçek Pazarı'nın yanındadır. İstanbul'un en eski kapalı çarşılarından olan Mısır Çarşısı, 1660 yılında Turhan Sultan tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Kazım Ağa'dır. Çarşı son olarak 1940-1943 yılları arasında İstanbul Belediyesi tarafından restore edilmiştir.

Mısır Çarşısı

Yüzölçümü olarak Kapalıçarşı’dan daha küçük olmakla birlikte, özellikle yabancı turistlerin uğramadan geçemediği, ilgi odağı mekanlardan biridir. Tıpkı Kapalıçarşı’da olduğu gibi, Mısır Çarşısı’nın da iki ana kapısı Eminönü ile Sultanhamam arasında bağlantı kurar. Yan kapıları ise Yeni Cami, Tahtakale, Mercan, Yemiş İskelesi ve Süpürgeciler’e çıkış verir.

Son zamanlarda bazı kuyumcu dükkanlarının açılmış olması, Mısır Çarşısı’nın tarihsel özelliğini değiştirmez. Tarihi boyunca her derde deva olmuş kurutulmuş bitkilerin, çeşit çeşit otların ve yüzlerce tür baharatın buluştuğu dev bir pazardır burası.

Dünya doğal ürünlere yönelmeyi daha yeni yeni keşfederken, Lokman Hekimler yetiştiren Anadolu, bitkilerin şifalı gücünü Mısır Çarşısı üzerinden yüzlerce yıldır dağıtmaktadır. Sanayileşmenin getirdiği “tat” farklılaşmasını hazmedemeyenler için “çiftlik” yapımı veya “köy” çıkışlı peynirlerin, pastırma türlerinin, sucuk ve bakliyatın da sergilendiği Mısır Çarşısı, bu geleneksel özelliğini kolay kolay yitirmeye pek de niyetli görünmemektedir.

Mısır çarşısı pazar günleri de açıktır.

 


Page 14 of 17


RESTORASYON / KORUMA

ARKEOLOJİ

KİMLER ÇEVRİMİÇİ

We have 151 guests online

nakliyat evden eve nakliyat evden eve nakliyat gebze evden eve nakliyat